![]()
![]()
ŞİİR, BENİM İÇİN HER ZAMAN DERİN BİR ŞAŞIRMADIR. / YİTİK DÜŞLER
Konuşturan: Said Türkoğlu
“Arkamızdan kimsenin ağlamayacağı
Silüeti zayıf insanlarız
İsterdim ki
Bir şiire ilham olsun hayatım”
Mustafa Oğuz kimdir sorusuna edebiyatla ilgilenen insanlar Mustafa Oğuz’u nerden tanıyor diye sorup öyle yaklaşmalı. Onun dışında kalan insanların Mustafa Oğuz’la işi yok zaten. 1969 Erdemli - Limonlu doğumlu. Türkçe konuşan bir dünyalı. 9 Eylül Ün. Türk Dili ve Edebiyatı mezunu. 6 yıl yurtiçinde 7 yılı yurtdışında ( Ahmet Yesevi ve Uluslararası Doğu Üniversitesi ) eğitimci olarak çalıştı. Öğretmen. Kuşları, çocukları, şiiri ve denizi çok seviyor ve bunlarla iç içe yaşıyor. Yaşadığı sürece sevdiklerinden vazgeçemedi. Hayatını bunlarla kuşatıp kalbini insanlığa adadı. Bu kirlenmemiş objelerden oluşturduğu sevimli bir koyakta yaşıyor ve orada paylaşıyor güneşi insanlarla. Kimliği, şiirleri ve şiirleri de kimliği.Çokça uçuk ve içindeki denizde alabildiğine kaçık olan Mustafa Oğuz, sınırları çizilmiş dünyada sınırsızlığı arayıp duruyor, sözlerini göğe asmak arzusuyla.
Yazı serüveni Fakülte yıllarında Ali Çolak, Musa Güner, Engin Akkuş ve Salih Güzel ile birlikte çıkardıkları Kırkikindi Dergisiyle başladı(3 sayı). Bu kısa maceradan sonra Yazı ve şiirleri Zaman Gazetesinde, Yedi iklim, Dergah, Kayıtlar, Kırkikindi, İkindiyazıları, Kardelen, Martı, Dergibi ve Yitik Düşler'de yayınlandı. Afra Aybike ve Numan Cemil'in babası.
Temmuz 2002’den bu yana İstanbul’da yaşıyor. Gonca Dergisinde ve Gonca Yayınlarında editörlük yapıyor. 1991’de ve 1992’de bir dolmuşa binerek Gül Çağıran Çocuk’u ( Çocuk şiirleri Kardelen Yay. İst. 1991) ve Şehrin Hakimi’ni (Şiir, Gülsaati Yay. İst. 1992) kitap olarak sundu okurlara.
Üç sayılık Kırkikindi serüveninden sonra derginin etrafındaki insanlar dağıldı, derginin yakın çevresinden ancak bir iki kişi içindeki tutkuya tutunarak kaybolmaktan kurtuldu. Bildiğim kadarıyla sizin içinizde bastırılamaz bir edebiyat sanat aşkı var. Bu aşkı hep canlı tutan sırrı merak ediyorum?
1989’da çıkardığımız Kırkikindi dergisi içimizdeki bastırılmaz edebiyat aşkının ürünüydü. 3 sayı sonra Kırkikindi kapandı. Öksüz çocuklar gibi kaldık. O süreçte yepyeni açılımlar oldu kendi adıma. Okuma sürecim hızlandı ve edebiyat dünyasından okur olarak kopmadım. Kısa sürede olsa Zaman Gazetesinde bir sayfa hazırladı Kırkikindi ekibi. Bu arada ben Kardelene yazı ve şiir gönderip o aileye katıldım. İkindiyazıları’na yazı ve şiir gönderme de paralel olarak devam etti bu aşkı diri tutmak adına. 1992-99 arası yurt dışındaydım ve edebiyat dünyasından koptum. O sürede iyi bir okur olma sevdasındaydım ve içimdeki o bastırılmaz edebiyat aşkı kısmen küllendi denebilir. O sürede ben de kayboldum demeliyim. Yazma eylemim oldukça yavaştı. Yaz tatillerinde Türkiye’ye gelince ilk olarak dergileri toplamak için kitapçılara koşardım. Bu arada Kırkikindi ekibinden Ali Çolak gazetede yazmaya başladı ve yoluna orada devam etti. Mehmet Kamış Aksiyonda, Mustafa Ünal Zaman Gazetesinde yürüyüşe devam ediyorlar. Diğer arkadaşlar dergi dünyasının uzağında kalıp şiirden edebiyattan koptular. Oysa Musa Güner, Salih Güzel ve Engin Akkuş güçlü ve sağlam bir dil edinmişlerdi kendilerine. Ben hayatın en müşkül zamanında bile kalbimde şiire ve edebiyata yer ayırdım. Herhalde bu sırda bunun önemli bir payı var. Bir de ezici ve eritici yalnızlığım. Şiiri, edebiyatı paylaşacak kimselerin olmayışı beni içime yani kalbime döndürdü ve ben kalbimle konuşup durdum. Kalbimle konuşmalarımı zaman zaman yazıya döktüm. Bu kimi zaman şiir, kimi zaman deneme oldu. Bir de ben birşeyler yazma kaygısı taşımam. Gelirse yazarım, kalbim taşarsa kaleme ve kağıda dökülür kalbimin taşkınlığı. 1998’de bu taşmada artışlar olmaya başladı. Bu hızlanmada şehir, tarih ve mekanın tesiri oldu denebilir. Hazar Denizi kıyısında bol şairli bir şehirde yaşıyordum. 1999’da Türkiye’ye döndüm. Ülkemin sorunlarına, şiire, insanıma, dergilere daha yakındım ve içimdeki şiir hareketini hızlandırdı. Yazmaya hazır kıta bekleyen ben, kalbimle daha çok konuşmaya başladım. İçimdeki yazma aşkını canlı tutan sır, kalbimle konuşmayı bırakmamakta olmalı. Daha net bir cevap: Aslında bunu ben de bilmiyorum. Bu benim kaderim olmalı ve ben bunu yaşıyorum.
Kadere, amenna, fakat yazarlık ağacını geçmişten geleceğe uzanan bir serpiliş ve yayılışla ebedileştirmek biraz da kişisel çabalarımızın, ısrarlarımızın ürünü değil midir?
Bu uğraş içinde çaba lazım elbette, ama ısrarın çok yeri olduğunu düşünmüyorum; çünkü boş bir yürekle ısrar geriye bir şey bırakamıyor. Çabayı da şöyle nitelemeliyim kendimce: Şiire, denemeye hazır olmak ve onunla bağları koparmamak. Kalbine dönük durmak kısacası. Uzun planda olaya bakıldığı zaman, edebiyatın temelinde insanın içindeki ebedîlik arzusu yatar. Adını ve eserini sonsuza bırakmak... Bu duygu içimizde ne denli fazlaysa o çaba ve ısrarı da o oranda koyarız ortaya.
Mustafa Oğuz şiiri nasıl tanımlar?
Öncelikle şiirin teorik tarafıyla ilgili lafları geçiyorum. Şiir benim için her zaman derin bir şaşırmadır. Şiirimde dile gelen birçok şeyi kelam olarak dile getirmemişimdir; ama bir kalp dürtüsüyle veya bilinen ismi ilhamla ortaya çıkan şiir, hemen her zaman beni şaşırtmış: “Bunu ben mi söyledim!” diye kendime sordurtmuştur. Şiir, kalp ve aşk, bir de hayat beni heyecanlandırıyor ve bunlar şiirle bir araya geliyor. Şiir kalbimin derinliklerini benim bile farkında olmadan ortaya koyma ameliyemdir. Şiir sonunu asla bilemeden söylemeye başladığım bir türküdür ve bu türkü hep kendini söylemeye kendi başlamıştır. Şiir kalbimin dile gelip kendini benimle paylaşmasıdır. Aşk gibi yüce bir erdemin dilidir.
-Sizin çocuk şiirleriyle ilgilendiğinizi biliyoruz."Gül Çağıran Çocuk" bu eğilimin meyvesi. Günümüzde baktığımızda çocuk edebiyatıyla ilgilenenlerin çoğu çocuk ruhuna seslenmekten çok, büyüklere "çocuk" konulu ürünler vermektedirler. Çocuklarla ilgili bir dergi ve yayınevinde editör olduğunuza göre siz bu konuya nasıl bakıyorsunuz?
1990’dan beri çocuk şiirleri yazıyorum. M. Cemil ERDEM imzasıyla 1991’de Gül Çağıran Çocuk ismiyle kitaplaştı. İçimdeki çocuk konuştukça da bu eylem devam ediyor; ama açıkçası günümüzde çocukların şiir okumaya pek merak saldığını gözlemleyemiyorum. 2 yeni çocuk şiirleri kitabı öylece bekliyor bu sebepten. Zaman zaman Gonca Dergisinde yayınlanıyor.
Çocuk, coşkunun, sevginin ve masal bahçesinin dilini en iyi bilen ve bu dili en iyi konuşandır. Bu dille oluşturduğu dünyasının ana ayıraçlarından birisidir “çocuksu”luk.
Çocuksu çizgiye inmek - büyüklerce- kısmen başarılabilir. Yazılı ve sözlü olarak bunu başarabiliriz. Sözlü olarak, masal anlatmak, masalı adeta onlarla yaşamak, çocukla aramızdaki bütün engelleri kaldırır ve çocuk coşku iklimine geçip bizi kendine kabul ederek o coşkuyu birlikte yaşamamızı sağlar. Çocuğu dinledikçe, çocuğun düşünce ve hayal dünyasına vakıf olabiliriz. Çocukluğu yaşayıp o günleri geride bırakmış birisi olarak içimizde uyuyan çocuğu, bu coşkuyu çocukla yaşarken uyandırabilirsek, çocukla kontakt kurma imkanımız fazla olacaktır. İçimizdeki çocuk kimliği bize hakim olunca, sırtımızdaki kürkü atacağız. O zaman, içimizdeki çocukla karsımızdaki çocuk aynılaşacaktır. Buna özdeşleşme diyebiliriz.
Çocuklar için yazan, onlara metin üretenlere düşen yakaladığımız bu çocuk coşkusunu gümrah ırmaklara dönüştürebilmektir. Çocuk şiirleri yazdığım zamanlar bu gümrah ırmağı yakalayabildiğim anlardır ve 3-5 tane şiir bir anda oluşuvermiştir.
Belli yaştan sonra çocukluk bizden geçip gittiği için kullandığımız üslup “çocuksu”lukla nitelenebilir herhalde. Çocuğun elinden tutarak çocukla beraber şarkı söyleyip oynarcasına söyleyebileceğimiz mısralar çocuğu kendisine çağıracaktır. Çocuğa söylenen mısralar sevgiyi, afacanlığı, haylazlığı, nükteyi içinde barındıran bir üslupla söylenmelidir. Cahit Zarifoğlu, Mustafa Ruhi Şirin ve Mevlana İdris’te bunu görebiliyoruz.Yaz geceleri köyde oğlum “Baba, dağa çıkalım ve yıldız toplayalım” derdi. Çocuksu üslup bu işte. Dağa çıkıp yıldız toplamak, dağdan bulutu eritmeden getirmek., aya ve yıldızlara masallar anlattırmak, filin hortumundan kola akıtmak, bir sabah kapıya timsah getirmek, tavşan ile çocukları chatleştirmek, herkesin bildiği masalları torbaya doldurmak, aya taş atmak, bir uçağın kanadına tutunarak uzaklara gitmek, gece gördüğü rüyayı yazması için kuşları çağırmak, o tertemiz ellerini kaldırıp dua etmek...
Çocuğun bu doğal dünyasını ancak içimizdeki çocukla yakalayabiliriz. Bu doğal duygu selini aynı doğallıkta bir anlatımla kaleme almayı başarabilirsek iyi metinler çıkar ortaya ve bu metinler içinde sehl-i mümteni sanatını barındıran metinlerdir ki sanıldığı kadar yazılması kolay değildir. Bu anlatmaya çalıştıklarımın dışında kalanlar sizin de belirttiğiniz gibi “çocuğun ruhuna seslenmekten çok, büyüklere”çocuk” konulu ürünler vermektir. Çocuk için yazmanın teorik tarafları, çocuğun ruh dünyası, kelime hazinesi, algılama gücü gibi teknik taraflar dikkate alınmalı.
Dergimizde de bu anlayışı yerleştirmeye ve bu çerçevede ürünler yayınlamaya çalışıyoruz.
Işığın resmini çizdim. Şimdilerde hayat ve kalp resimlerini çekiyorum. İnsan yanımı acıtan kasideler kalbimi acıtıyor. Gün ölümlüdür deyip İstanbul ikindilerinden sonra ay düşlerine dalıyorum, ince bir kalple tarifsiz gökyüzüne sahip kuş ülkesinde. Bu söylediğim cümleler 9 adet kitabın ismini barındırıyor içinde. Bir taraftan yenilerini oluştururken bir taraftan oluşanları damıtmaya kalbimde derin şaşkınlığımı yaşamaya devam ediyorum. Edebiyat çalışmalarımı en iyi özetleyecek olan kalp ve hayat resimleri. Hayatın kenarında durup kalbimden dökülenlerle yoğunlaşmaya çalışıyorum. Bunları Yitik Düşler’de paylaşıyoruz okurlarla.
Kitapların gün yüzüne çıkması konusunda alabildiğine çekimserim. Milyonlarca insan nasıl ki Mustafa Oğuz’u umursamıyorsa Mustafa Oğuz’da onları umursamazlığını umursamıyor ve kalbinin kozasını oluşturmaya devam ediyor. Nasıl olsa bir gün ardımızda kalan üç beş lafı paylaşacak bir kalp çıkacaktır. Onun için bir acelem yok. “Okur bekliyor mu?” sorusuna cevap olarak “evet”e kalbim ikna olmadığı için olsa gerek şehrin Hâkimi’nden sonra 10 yıl geçti, ama yeni eser çıkarmadım piyasaya. Sizce bekliyor mu? Yitik Düşler okuruna soralım. Neticeyi mimoguz@mynet.com adresinde bekleyeceğim. Dergi adresine mektup da yazabilirler. Düşlerin yitik olduğu ülkede kitabın hayli hayli yitik olduğunu düşündüğüm için bu tavrım. Ama her şeye rağmen türkü söylemeye, hayatın ve kalbin resmini çekmeye şiirle, düzyazıyla devam etmeye çalışacağım bir kalp taşıdığım sürece. Kalbimle Yitik Düşler okurları arasında köprü olduğunuz için teşekkür ederim.