![]()
![]()
LEYLAK
Ah kalbim!
İşte yine deftere sığındın.
Adım adım akıp duruyorum yokuşlara, inişlere, düzlere, dağlara, ovalara.
Adıma Leyla denmiş ve düşmüşüm şarkılara, şiirlere.
“Ah bu şarkıların gözü kör olsun!”
Ben Leyla değil, leylak olmayı isterdim daha çok.
Böyle bir hayatın orta yerinde durmaktansa bahçelerde leylak olmayı yeğlerdim. Koktukça kokar ve doldururdum şehri.
- Kız, evi düzenle, toparla! Akşama misafirler var.
Ah, şu gün gün eskiyen düzen! Ah, şu birbirinin tekrarı günler.
Güvercin konmaz bir akşam başlayacak demek ki…
Yapmacık gülümsemeler, kıvırtışlar, cicili konuşmalar…
Şu arkasından konuşup durduğumuz komşularla bir akşamın paylaşılması.
Babamlar siyasetten, ticaretten bahsedecek. İçeride sıkılınca balkona çıkıp sigara tüttürecekler.
Annemler dedikodulara gömülecek. Ben oraya buraya koşacağım. Bakışlardan ve dedikodulardan rahatsız olacağım.
Akşam misafirleri savdıktan sonra oturup gece yarılarına kadar ders çalışmalıyım.
- Aman ha kızım bu yıl da yüzümüzü kara çıkarma!
Sizin yüzünüzü ağartmak için günlerim kararıyor anne. Bir açıp baksaydınız kalbime, gözünüzde ne sınav kalırdı ne de üniversite.
Kuşkonmazlara döndüm. Ne bir faydam, ne bir kokum…
Evin perdelerine ağmış o incecik kuşkonmaz gibiyim.
Ezanlar okunur, ezanlar biter, sonra yine ezanlar okunur. Tarifsiz bir burkuntu geliverir içime. Gider camdan, sokağa bakarım.
İki büklüm hâliyle bastonuna yüklene yüklene Salih dede geçer yoldan. Her ezan okunuşta penceremizin önünden geçerken onu görürüm.
Ezan, Salih dede demek; iki büklüm bir dede demek.
- Haydi kızım dikilme öyle cam önlerinde.
Doğru ya dikilecek vaktim yok benim. Ellerimi zamanın yüzüne saplayıp onu sımsıkı tutmak ve durdurmak istiyorum.
Ah, zaman ne çok hırpalıyorsun bizi. Gözümüzü, gönlümüzü eskitiyorsun.
Doğru ya, zamanım çokça kıymetli, misafir de gelecekmiş. Börekler açmalı, revani hazırlamalı, evi süpürmeli, temizlemeli. Bir de kalbimi süpürecek süpürge bulabilsem.
Çok konuşuyorsun ama Leyla. İşte gelip kalbini gözetleyen bir kuş oluverdim. Sen kalbine bir yol bul Leyla. Nerede duruyor kalbin biliyor musun Leyla? Hey Leylaaaa!
Masama oturup kendimle konuşuyorum. Kendimi kendim bile anlayamıyorum işin tuhafı. Saçım yüzüme dolanıyor, yanaklarımı okşuyor, gözlerim inceliyor ve bir damla yaş düşüveriyor. Tıııp. Elimin üstüne. Yanıyor elim, etim eriyor, kemiklerime dokunuyor.
- Haydi yat artık kızım!
- Tamam anne!
Annem gecesini savuşturdu. Şimdi yarın kuşluk vaktine kadar rahatça uyur.
Babam kahvaltıyı zaten unuttu.
Sabah erken kalkıp işine gider.
Ah anneciğim, beni oradan oraya savururken gelip kalbime dokunsan bir defacık. Gözlerimden hüznü, gözyaşlarımdan yakıcılığı, kalbimden tarifsizliği alsan anneciğim.
Elif gibi yapayalnızım.
Kaderim.
Gece kuşuyum.
Geceyi bilmeyen, sabahı tanımayan…
Aman Leyla, bu ne felsefe böyle. Hele gel otur şu cam kenarına. Bak derinlerde taa derinlerde bir kaval sesi var, bir çeşmenin su şırıltısı... Ay, usul usul bir şarkıya duruyor.
Üniversite.
Hem istiyorum hem de istemiyorum.
Sahi hangisi ağır basıyor acaba?
Üniversite bir macera olacaksa kalbim ürküyor.
Üniversite bir ekmek kapısı açacaksa çok da gerek görmüyorum. Babamın malı mülkü bana yeter diyorum.
Onların yüzünü kara çıkartmamalıymışım. Çocukları üniversitede okumayanların yüzü kara mı?
Sorular, cevapsız sorular…
Zaman akıyor işte. Bana bir şey sunmayacak bir sabaha uyanmak için uyuyacağım. Kalbimin olmasa da bedenimin ihtiyacı olan uykuya teslim edeceğim kendimi.
Aynalar ve Renkler'den (Kaynak Kitaplığı, İst. 2005)