![]()
![]()
Yazı ve yazarlık kimileri için tutkulu bir sevda olarak yaşamaya devam ediyor. Bu iki sözcüğün âdeta büyüleyici bir gücü var. Günümüzde her ne kadar yazı ve yazar, toplumun ihtiyaçları içinde gerilere doğru ötelense de bu sevdayı içinde büyütenlerin sayısında azalma görülmüyor. Yazının kalıcılığının, yazıları iki kapak arasında tarihe havale etmenin cazibesi azalmıyor. Bu yolda yürümeye hevesli nice genç soluk dergilerin ve yayınevlerinin kapılarını aşındırmaya devam ediyor.
Bu yolu zamanla arşınlamış olanlar, yürüdükleri yolu aydınlatacak yazılar yazmaktan, kitap yayınlamaktan geri durmuyorlar. Yazabilmek (Mehmet Gedizli), Yazı Yazma Tekniği ve Yazı Örnekleri (Robert Shaw), Yazar Olmak İstiyorum (Ömer Sevinçgül), Yazar Olmak (Dorothea Brand), ... Ve Yazar Oldular (Olivier Rolin) bu kitaplardan bazıları.
Her ne kadar yazı mektebinin tek öğretmeni usta yazarlardır dense de gençlere yol-yordam gösterme adına yayınlanan kitaplardan sonuncusunu Said Türkoğlu kaleme aldı: Yazarlık Ağacı. Sütun yayınları arasından çıkan kitap yazarın ifadesiyle “yazmaya yeni başlayanlar için bir yüreklendirme ve teşvik düşüncesiyle kaleme alınmış.”
Yazarlık Ağacı, yazarın büyük kısmını Yitik Düşler dergisinde yayınladığı yazarlığın nasıl oluşturulacağını, adım adım gelişmelerini ve gelişmeleri takip sürecinde “neler”e dikkat edilmesi gerektiğini ortaya koyan bir kitap.
Kitap isimleri kitabın içeriği ve zenginliğine dair bir ipucudur bence. Yazıyla bir ağaç oluşturmaktan bahsediyor Türkoğlu, dolayısıyla. Bir ağacın nasıl ortaya çıktığını, nasıl dal budak saldığını, nasıl kimi zaman ter ü taze donandığını bilirsiniz. Uzun ince ve çileli bir yoldur ağacın yolculuğu. Aynı durum fazlasıyla yazarlık için de geçerlidir. Yazarlığın gerektirdiği bütün donanımlardan haberdar olmanın yanı sıra doğuştan gelen yeteneğe sahip olmak gerekir.
Bu safhadan sonra yazının ne olduğu konusuna gelip takılırsınız. Said Türkoğlu “Yazmak, bir insanlık ödevidir.” diyor ve ekliyor kitabın önsözünde: “Bu ödevin sorumluları da yazmaya karşı, iyi kötü bir yeteneğe ve coşkuya sahip olanlardır.
Başta ailemiz, sonra okuduğumuz okullar ve yaşadığımız toplum, bizim bu yeteneğimizi keşfedip sonra da bizi yönlendirmek, yetiştirmek, geliştirmek gibi aşamalarda elimizden tutmak sorumluluğundadırlar. Ama yaşadığımız dünyada insanı yeteneklerine, iç kaynaklarına göre yönlendirmek görevi bir bilinç olarak benimsenmiş değil.”
Yazarlığın matematiksel şartların yerine getirilmesiyle oluşacak bir durum olmadığına da temas ediyor Türkoğlu ve bu kitabın matematiksel bir formül sunmayacağını, zaten böyle bir durumun da söz konusu olmadığını ifade ediyor:[1]
“Bu kitap, yazar olma aşamalarını birazcık teknik; daha çok düşünce ve duygu boyutlarıyla ele almak için kaleme alındı; ama yazar olmak konusunda birtakım kestirme yollar sunmuyor, kısa yol formülleri önermiyor, bir anda yazarlık tahtına çıkaracak sihirli bir değnek vaadetmiyor; bütün yolu yordamı bir aspirin hapına sığdırma taahhüdünde bulunmuyor. Zaten adına “yazarlık” denilen ruh-gönül-fikir yolculuğunda hiçbir hazır formül işe yaramıyor. Yazar olmak, aklı başında bir okuma sürecine katlanmayı, durup uzun uzun kendi iç sesini dinlemeyi, bir fikir olgunluğu sergilemeyi, sabırlı olmayı, dünyanın gürültü patırtısından, eğlencesinden, her türlü bayağılığından, ayaküstü ilgilerinden uzak durmayı ve bütün varlıklara karşı daha duyarlı davranmayı gerekli kılıyor.”
Yazı yazmanın ve yazarlığın çileli bir yolculuk olduğuna değinmiştik. Yazı yoluna girip o yolda yetenekle azmin izdivaç etmesi gerektiği noktasında da şunları dillendiriyor Said Türkoğlu: “Bir insan, bütün teknik şartları yerine getirirse iyi bir yazar olabilir mi? Olamaz.
Bir insan, yazarlık yeteneğine sahipse ve sadece bu yeteneği sermaye edinerek iyi yazar olabilir mi? Olamaz.
Birincinin ikinciye ikincinin birinciye ihtiyacı vardır.
Birincisi olmadan içerik bakımından bir şeyler diyebilen, ama uygun bir kalıba dökülemediği için yarım yamalak diyebilen, derme çatma bir metinle karşı karşıyasınız.
İkincisi olmadan ise, düşündüğünüzü sağlam, eksiksiz; ama soğuk bir teknik yapıdan kurtaramamış bir metinle karış karşıyasınız.
Bu kitapta fazla somut, teknik bilgiler vermekten kaçınılmıştır. Zaten çok teknik bilgiler can sıkmaktan başka ne işe yarar?”
Kitabın içindekilere bir göz attığımız zaman içerik hakkında tatmin edecek bir fikre sahip oluyoruz hemen. “Okuma Bilinci, İç Tazyik, Duygunun Dili-Düşüncenin Dili, Dil İşçiliği, Yaşamın Sesini Dinlemek, Sabrın Acı Kasesinden Yudumlamayı Göze Almak, Kavramları Özümsemek, Anlamı Kuşatmak, İçindeki Gizin İzini Sürmek, Yazarlığını Kendi İçinde Tartmak, Duyarlı ve Uyanık Olmak, Güçlü Yazarların Çekim Alanından Kurtulmak, Ayağı Yere Basan Şeyler Yazmak, Yazmayı Bir Tutku Derecesinde Benimsemek, Yazmanın Bir İnsanlık Görevi Olduğunu Düşünmek…”
Kitap kendinden önce yazılan ve teorik verileri sıralayan kitaplardan hemen ayrılıyor. İşlediği konularda bir deneme tadı ve zevkini başarıyla taşıyan yazar, kitabının son kısmına yazı mektebinin ustaları Necip Fazıl Kısakürek, Ahmet Haşim, Cemil Meriç, Salah Birsel, Ali Çolak ve Nihat Dağlı’dan seçtiği örnek metinler eklemiş.
Ayrıca Türkoğlu, Gustave Flaubert’in Madam Bovary’de bir bölümü beş defa yazışını metinlerle birlikte vererek yazının nasıl oluştuğuna da işaret etmiş oluyor.
Yazı, dalından köküne kadar bir ağaçtır anlayışını ileri süren yazar, yazı ağacını oluşturmak isteyen gençler için yazarlığın ipuçlarını mütevazi ama aynı zamanda özgün bir tarzda ortaya koyuyor.
Yazılardan bir ağaç oluşturmaya azimli ve istekli gençler için önemli bir kitap Yazarlık Ağacı...
Ardıç Dergisi