şiir benim için derin bir şaşırmadır

şiir benim için derin bir şaşırmadır

MUSTAFA OĞUZ

KIRKİKİNDİ: SONA EREN HER TÜRKÜ YANIKTIR

31/5/2007
Kategori: Deneme

 

 

KIRKİKİNDİ SIZISI İÇİMDE

Merhum Nedim Ali’nin her ay okuruna kalbiyle birlikte gönderdiği İkindiyazıları’nda Cihan Aktaş’ın Kırkikindi Sızısı İçimde başlıklı yazısını okuyunca yüreği acı ile kıvranan, gözleri yaşaran birkaç genç vardı: Ali Çolak, Musa Güner, Mustafa Oğuz, Engin Akkuş ve Salih Güzel.

Her filmin ardında bir öykü kalır. Ağlayabilirseniz, anlarsınız o öyküyü. Derginin ardından kalanlar da son noktayı koymaya ağlamasını bilenlerdir. Yine beş sevdalı adamdı bunlar.

 

VEFA BORCU

O kıt ve sınırlı imkânlarda dergiden haberdar olup abone olan sadık okurlara ödedikleri bedelin karşılığını bir şekilde vermeye çalışıyorduk. Dergi kapanmıştı, Sadık Yalsızuçanlar’ın Şehirleri Süsleyen Yolcu’su geldi aklımıza. TYB’nin yayın kuruluşu olan Birlik Yayınlarından çıkmıştı kitap ve akabinde de yayınevi kapanmış, kitap yeterince dağıtılamamıştı aldığımız bilgilere göre. Kitapları TYB’den talep ettik ve sağ olsun onlar da gönderdiler. Abonelerimize acılı ve üzüntülü haberi verdik bir kitap hediye ederek. İşlem tamamlanınca telefonla Sadık Abi’yi aradım ve abonelerimize kitabından alıp gönderdiğimizi söyledim, kendisini telefonla arayarak. Sadık Abi bunu duyduğu zaman, çok duygulanmış, sesi ağlamaklı olmuştu. Bu da derginin hatıraları arasında unutamayacağım bir olaydı.

 

GÖKKUBBEMİZ

9 Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi edebiyat bölümünde Ali Abi (Çolak) öncülüğünde Gökkubemiz adında bir duvar gazetesi çıkıyordu. Galiba başlaması 1987 idi. Şiir, deneme, hikaye, inceleme yazıları yayınlanıyor, başka bölümden öğrenciler tarafından da takip ediliyordu. Seviye ve ilgi iyi idi. Bu ön çalışmanın ardından dergi düşüncesi gıdıklıyordu özellikle Ali Abi’nin içini. Kervan’ı hazırladılar, maketini yaptılar ama öylece kaldı. Gökkubbemiz yolculuğuna devam ediyordu. Ekip olarak bir şiir antolojisi fikrine odaklandık. Şiire yoğunlaştığımız günlerde antoloji fikri, şiir dergisine kaydı. Planlar planları kovalıyordu. Derken işi edebiyat dergisine kaydırmaya başladık. Yediveren ismini öne çıkarıyordu bazı hocalarımız. İsim bulma fırtınası benim Kırkikindi’yi önermemle sona erdi ve hazırlıklara başlandı.

Ege Üniversitesi cephesinden Mehmet Kamış ve Mustafa Ünal da çalışma içindeydi. Biz gençlerin yanında gençliğini dipdiri tutan İlhan Hoca ile Naci Gümüş Abi’ye, destekçimiz Yusuf Abi’ye bir çınara yaslanır gibi yaslanıyorduk. Çiğli’de Aklıselim matbaasını bulmuştu bize Yusuf Abi ve derginin merkezi olarak da orayı göstermiştik.

İlk sayımızı Mart 1989’da yayınladık. Güzel sanatlarda okuyan arkadaşların çizgileriyle desteklenen dergide Sadık Yalsızuçanlar Mercan Gören Ses ile uzun bir aradan sonra hikâye yayınına başladı. Musa Güner’in Kaplan Şiirin Uzağında yazısı bölümde fırtınalar kopardı. Biz nasıl Kaplan Hoca’yı eleştirirdik. Onlar böyle bakarken Erdem BAYAZIT yanlışı düzeltme adına yaptığımız bu gayret için teşekkür eden bir mektup yazmıştı ve bizler için asıl önemli olan da buydu.

Hasılı dergimiz olmuştu ve iyi de olmuştu. O dönem dergilerin hemen hemen az olduğu bir dönemdi. Yani iyi bir zamanlama yapmıştık.

Mavera son sayılarını yayınlıyordu ve ekibi dağılmıştı. Yediiklim yayınına ara vermişti. Dergah henüz başlamamıştı. Bu dergisiz dönemde iyi bir ilgi görmüştük. Kısa süren yolculuğumuza katılmak isteyen yazı sevdalıları kapımızı çalıyordu. Özcan Ünlü, Müştehir Karakaya, Mehmet Erdoğan, M. Said Türkoğlu gibi isimler katılmıştı aramıza.

Epi topu üç sayıda hedefine ne kadar ulaştı, ulaşabildi? Bunun cevabı yok; hatta sorusu da yok. Kırkikindi bizler için bir menzil değildi. Bir başlangıç oldu. Yazıya ve tutkuya bir başlangıç. Devletin kanunları ile önü ardı altı ve üstü sınırlı bir yapı içinde devam ettirmemiz istenen eğitimimizin dışına çıkmak için kendi kendimize açtığımız bir kapıydı. 1940’tan bu yana gelemeyen edebiyat müfredatlarının dışına çıkılınca Cemil Meriç’in, Mustafa Kutlu’nun Rasim Özdenören’in Oğuz Atay’ın Sezai Karakoç’un olduğunu ve orada gürül gürül bir edebiyat ırmağı aktığını ama bu ırmağın sularının fakülte içine girmediğinin fark edilmesiydi bizim için Kırkikindi.

Asıl edebiyat sınıfta değil, kendi aramızda “ıhlamuraltı” veya “şairin yeri” dediğimiz bahçenin belirli bir köşesinde devam ediyordu. Hocalarımızın bazıları ile orada eritiyorduk zamanı. Bütün bunlar ve daha sayamayacağımız nice güzellikleri yaşatması açısından da önemliydi dergimiz. Bu açıdan her dergi çok “önemsenecek” bir harekettir derim ben.

 

Gidiyorsun madem çiçek olarak Git

Şimdi bile derginin kapandığını anlatmaya gelince elim tuşlara gitmiyor. Yeniden yaşıyorum o günleri sanki. Acı geliyor bana, bir elveda diyemeden karışıp gitmek tarihe.

Evet Kırkikindi 3. sayısını Temmuz-Ağustos 1989’da yayınlarken sunuş yazısında, Kırkikindi Sözleri’nde “Daha güzel sabahlarda, daha güzel Kırkikindi sunmak dileğiyle…” selamlıyordu okurunu ama bu selamı veremedi. “Gidiyorsun madem çiçek olarak Git” demişti 3. sayıda Sadık Yalsızuçanlar hikâyesinin başlığında. Evet dergimiz bir çiçek olarak gitti gönüllere, tarihe ve maziye…

 

EDEİYATIN TÜKENİŞİ

Zaman dergimizi elimizden alıp bir tarafa savurduğu gibi ilk önce Ali Çolak’ı ve Musa Güner’i savurdu İstanbul’a. Bir yıl aradan sonra da ekibin diğer isimleri fakülte macerasına son verip Uşak’ta, Bandırma’da, İstanbul’da göreve başladılar. Şimdilerde bile fakültedeki hocalarımızdan “Siz gittiniz, bölümde edebiyat bitti.” sözünü duymaya devam ediyoruz. Bu bizler için tatlı bir gurur verse de genel anlamda bir “acı” veriyor.

 

EL’AN:

Ali Çolak, Mustafa Ünal, Mehmet Kamış, Zaman gazetesinde “yazı” ile meşgaleye devam ediyorlar. Ali Çolak 8. deneme kitabı Bir Bahçe Düşü’nü yayınladı en son olarak. Uzun bir aradan sonra Musa Güner Arkadaşım dergisinde yazı ile yoğunlaşmaya devam ediyor. M. Said Türkoğlu, Martı ve Yitik Düşler’den sonra dergiciliğe bir nokta koydu ve kitaplarına yoğunlaştı. Kalbin Sularında, Yoklukta Hayat Var’ı kanatlandırmaya hazırlanıyor. Ben ise Aynalar ve Renkler ile çıkacağım okurun karşısına. Engin Akkuş ve Salih Güzel, kırkikikindi’nin kayıp çocukları oldular maalesef.

 

Bir de evimde açan Kırkikindi çiçeklerim var. Afra Aybike ve Numan Cemil. Hayatım boyunca bana Kırkikindiyi hatırlatacaklar.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı