![]()
![]()
Devekuşunu bilirsiniz. Düşmanı görünce başını kuma sokar, böylece düşmandan kurtulduğunu sanırmış.
O öyle yapıyor, komik duruma düşüyor, düşmanının işini kolaylaştırıyor. Kuzu kuzu teslim ediyor kendini.
O devedir, veya kuştur, bilememeyiz. Onun bu hareketini her duyuşumuzda güzel geçeriz.
Ya bizler deve kuşunun durumuna düşüyorsak bizim hâlimize kim gülecek?
Deve kuşuna bunu anlatan biri çıkacak mı?
Şu insan denen kendini çok akıllı ve bilmiş sanan canlılar var ya, kendilerini sokmayan yılanı gördükleri zaman kafalarını lüks arabalara, yüksek binalara, yumuşak yastıklara sokuyorlarmış.
Bu gün Uygur Türklerinin yaşadıklarını görmemek, duymamak için deve kuşlarının yaptıklarını yapıyoruz ne yazık ki!
Başımızı yumuşak yataklara, mikroplardan arındırılmış siteril havuz sularına, televizyonların eğlence kanallarına sokuyoruz. Sokuyor ve zulme kör ve sağır hâle geliyoruz.
Bütün insanlık bu durumda…
Böyle olmasaydı dün Gazze’de yaşananlar bugün Sincan’da yaşanır mıydı?
Irak’ta, Afganistan’da daha bilmem nerelerde sayısız zulüm örneği yaşanır mıydı?
Zulme kör ve sağır yaşadıkça zulmün bize ulaşmayacağı kanaatine varıyoruz. Zulüm gelip kapımıza dayandığında bize, semayı yırtan çığlıklarımızı bizim gibi kör ve sağır başka insanlara duyuramıyoruz. Sitemler yükseliyor sonra. Yazıklanmalar.
Biz ne yaptık ki başkaları için, onlardan bizim için bir şeyler yapmalarını isteyelim.
Gittikçe modernleşen ve uygarlaşan dünyada yaşam standardını yükseltmeye çalışan insanlık zulme bir önlem geliştirmiyor, geliştiremiyor.
Televizyon kanalını değiştirerek görmezden geliyor insanlar. Sincan haberlerinden sonra otellerin erken rezervasyon kampanyalarından söz ediyor televizyon kanalları. Yaz konserlerinden, caz konserlerinden haberler veriyor. Haberin ardından cümbüşlü programlar yayınlanıyor TV ekranlarında. Bütün bunlar insanlığın kör ve sağırlığını artırıyor. Gün geçtikçe katılaşan bir kör ve sağırlık oluyor bu.
Acıya üzülen, dünyada mutlu yaşamak isteyen insanlarız. Gazze’de, Bağdat’ta, Sincan’da yaşayan insanlar da tıpkı bizim gibi insandır. Onların da gülmeye, sevinmeye, gökyüzünde uçurtma uçurmaya, akşam olunca evlerinde mutlu bir şekilde zaman geçirmeye hakları vardır.
Onların elinden bu hakları alınıyorsa, sokaklarından kan akıyorsa onların dertleri ile dertlenmek, onlara el uzatmak, düşmanlarına dur demek insan olarak görevimizdir. Aksi halde başını kuma sokan deve kuşundan farksız hâlde oluruz.
İnsana deve kuşu olmak yakışmaz.
İnsana zulme karşı kör ve sağır olmak yakışmaz.
İnsana, bir yerde insanlar zulüm içinde yaşarken gülüp eğlenmek yakışmaz.
İnsana insanlık yakışır.
Bize insanlık yakışır.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
http://www.kitappinari.com/tr/prdauthdet.php?ya=Mustafa%20Oğuz
http://www.kaynakyayinlari.com.tr/urun.php?ID=1425
http://www.kaynakyayinlari.com.tr/urun.php?ID=1740
http://www.kaynakyayinlari.com.tr/urun.php?ID=1826
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
kendimi ben bile tanıyamıyorum
siz nereden tanıyacaksınız beni
kendinize dönün ve sorun soruyu: kendimi tanıyor muyum?
Tanıdığımı sanarak kendimi kandırıyor muyum?
Yalanlara sığınıyoruz kendimizden başlayarak
doğaldır dostum
yaşadığım dünya yalan dünya
bulaşmaması hiç mümkün mü dünyanın yalancığının bize
kendimi tanımıyorum evet
işte size bir gerçek
dünyanın yalan olmadığı yerde
kendimi göreceğim kendimde
ve bir hüküm vereceğim orada
kendim hakkında
öncesinde yanılmaz bir Hakim
hüküm vermiş olacak hakkımda
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Konuşan: İhsan İlkin
Şiirlerinizi hangi ortamlarda, hangi ruh hallerinde yazıyorsunuz?
Şiiri ne zaman, hangi ortamda ve nasıl yazacağımı hiç bilmem. Yalnız bildiğim şu: Şiir yazacağım o meçhul an yaklaşırken müthiş huzursuz olurum. Sıkıntı basar beni. Kendimi dışarı atarım. Dört dönerim sokaklarda. Anlamsızca dolaştığım olur sokakları. Gider alış veriş yerlerinde gezerim, ama şuursuzca bir gezidir bu. Bir bakmışsınız ki yorulmuş işimin başına geçmişimdir, oyalanırken birden şiir gelir ve yazılmaya başlar. Çalakalem patır patır yazdırır kendini şiir ve sonra çeker gider. Ardından şöyle bir arkama yaslanırım. Şiirimi çebime koyar, keyfime bakarım artık. Çocuk doğmuştur. Aradan bir zaman geçer, cebimdeki metni kimsenin olmadığı bir yerde gizlice çıkarır, düzeltmelere başlarım. Bu da epey zaman alır. Beş, altı defa düzeltirim bir şiiri farklı zamanlarda. Olduğuna, bittiğine kanaat getirince bırakırım, üç dört ay sonra bir daha bakarım. Bu bakış, yeni ve farklı bir bakıştır. Düzeltilecek bir durum varsa düzeltirim. Bu safhalardan sonra artık o şiir bitmiştir ve bir yerde yayımlanabilir.
En son yakalandığım şiir tufanında 8 şiiri birden yazdım. Bu yılın eylül-aralık diliminde bir defa yakalandım. Başka yok. Bu dört ayda bir defa oldu yani. Şiir bu şekilde gelmemişse şiir yazmak için elime kalem filan almam. Yani dostum, ben yazılmış şiiri değil, söylenmiş şiiri ortaya koyuyorum. Her defasında da söylediğim şiir beni çok şaşırtıyor. Örneğin “Kendi Gölgesini Kazan Adam” başlıklı bir şiirim var. Hiç aklıma gelmezdi böyle bir şiir yazacağım. Ne başlığı ne de içeriği. Ama yazılmalıymış demek ki şiir bana geldi ve kendini yazdırdı. Şiiri şu şekilde ifade ederim ben: Sonunu bilmediğim bir oyun. Sonunu da oyunun zamanını da şiirin kendisi belirliyor. Yazma işi bitin, tufandan çıktıktan sonra şiire hiç ekleme yapmam; yapamam. Şiir bunu kabul etmiyor zaten. Yaparsanız da yaptığınız bir yama gibi duruyor. Yamalı şiir ise güzel olmaz. Onun için şiirler doğal hâliyle kalıyor.
Siz şiir, öykü, deneme, çocuk hikâyeleri, çocuk şiirleri, roman yazdınız. Bundan gayrı daha hangi alanlarda yazmayı planlıyorsunuz? Bu kadar geniş yelpazeli yazmak sizi tüketmiyor mu? Örneğin ben sadece öykü ve öykü üzerine yazıyorum. Öykü dışında pek yazamıyorum. Siz nasıl başarıyorsunuz?
Şimdi ben bunu şöyle açıklayayım: Ben yazının peşinde koşan biri değilim. Genellikle yazı benim peşimden koşar ve beni yakaladığı anda kendini yazdırmaya başlar. Yazı yazılıp ortaya çıktığında hangi türe girmişse o türü yazmış olurum. Uçakla Adana"ya giderken yazma gereği duydum ve bir deneme çıktı. Bir gün evde ışıkları söndürdüm, mumları yaktım ve o ortamda oturuyorum. O ortamda “Duvara Vuran Uzun Gölge” adlı hikâyemi yazdım. Oysa o anda bir hikâye yazmak gibi amacım yoktu.
Kendimi illa ki şu türü yazmaya koşullandırmadığım için bu durum beni tüketmiyor. Aksine rahatlatıyor. Türleri dosyalarında biriktiriyorum. Türlere göre dosyalar kabarıyor ve yayıma hazır hâle geliyor.
Çocuk hikâyelerini ise çocuk dergisi olan Gonca"da çalıştığım sırada yazmıştım. Meşgul olduğum işle ilgili bir durum yani. İçimdeki konuşan kişi çocuk olursa çocuk şiirleri, büyük olursa büyük şiirleri oluyor. Roman olarak nitelenebilecek Aynalar ve Renkler"i de bir plan dahilinde yazmadım. Merzifon"da bir çay bahçesinde sıkılan bir kızın dünyasını yazmaya başladım. Serüven devam ettikçe yazılanlar ortaya Aynalar ve Renkler"i çıkardı.
Bence asıl önemli olan bu türlerde niteliği koruyabilmek... Bence asıl kendini bir türe sıkıştırmak zor. Şiirin anlatabileceği şeyler var, anlatamayacağı şeyler var. Bu noktada diğer türlerin olanaklarından yararlanmak gerekiyor. Şiir yazmanın diğer türleri yazmaya artı bir katkısı var. Yazdığınız düzyazı metinlerde şiirsel üslubu yakalıyorsunuz. Kısacası şu, yazdığım farklı türler bende bir çatışma içinde değil, aksine bir uyum söz konusu.
Ev hayatınızı anlatır mısınız? Eşinizle iletişimizi, bir günlük yaşamınızı, çocuklarınızla ilginizi anlatır mısınız? Onlar sizin vaktiniz almıyorlar mı? Çalışmalarınıza onları da mı ortak ediyorsunuz?
Müthiş evcil bir adamım ben. İş dışındaki bütün zamanı çocuklarımla geçiririm neredeyse. İşte çalışıyorumdur, işim vardır daha. Çocuklar evden ararlar “Haydi gel artık, yemek yiyeceğiz.” diye. Hemen işi bırakır eve gider, onlarla yemek yerim. İşime evdeki bilgisayarda devam ederim. Evde yemek yeriz, çay içeriz. Ardından meyve faslı gelir. Çocukların ödevi varsa onları hallederiz. Bana soru sorarlarsa yardımcı olurum. Onlara test veririm, çözdürürüm. Çocuklara deneme sınavı yaparım. Sonra değerlendirmesini yaparız. Bireysel olarak ise gazete, dergi veya kitap okurum. Tashih yaparım. Yazı çalışmalarımı onlarla birlikte iken yapmam. Yazı çalışması için onların yanından kalkıp başka bir yere gitmem. Hatta onlar beni bir şeyler yazarken görmezler neredeyse. Yani evdeki zamanı, özellikle akşamları birlikte geçiririz. Bazen geç saatte sinema izlerim. Ne yazık ki TV benim çok vaktimi alıyor.
Bir dönem çocuk şiirlerini sık yayımlıyordunuz. M. Cemil Erdem adıyla yayınladınız o şiirleri. İçinizdeki M. Cemil Erdem"i anlatır mısınız? Çocuk şiirleriyle ilgili planınız var mı?
İçimdeki M. Cemil Erdem, aya taş atan bir çocuktu. Çağıl çağıl şiirler getirmişti bana. Bu şiirleri Gül Çağıran Çocuk adındaki kitabımda topladım, M. Cemil Erdem imzasıyla. Gençliğimde içimde coşkun bir çocuk sevgisi vardı. İçimdeki çocukla yaşıyordu bu çocuk sevgisi. Bu çocukla yazıyordum şiirleri. Daha sonra her biri bir şiir olan çocuklarım oldu. Onların şiirsel dünyasından devşirdiğim imgelerle yazmaya başladım çocuksu metinleri. M. Cemil Erdem"i diğer müstear isimlerim gibi terk ettim. (Deniz Can, Haşmet Derviş, Gökhan Yağmur vs…) Bu yüzden Güzel ve İnce, Tarifsiz Gökyüzü adlı kitaplarımda topladığım çocuk şiirlerimi
Şair, yazar denen adamın yaşamında önemsediği on şey nedir?
Bütün şair ve yazar takımı için bunu söyleyemem. Kendi açımdan yaşamımda önemsediğim on şeyi ve bunları niçin önemsediğimi şu şekilde sıralayabilirim:
→ Hayat, “Sırat burada geçilir.” dedi bir Allah dostu. Bunu da hayatla kazanabiliriz. Ahiretimi kazanmak, sıratı burada geçmek için hayatı önemsiyorum.
→ İbadet. Yaratıcı ile bağımı güçlü tutması için ibadeti önemsiyorum.
→ Sorumluluk. Kendime, aileme, vatanıma ve davaya karşı sorumluğu önemsiyorum.
→ Dost. Kendimi onlarda gördüğüm, onlarla çoğaldığım için, sevincimi artırıp, üzüntümü azalttığım için dostlarımı önemsiyorum.
→ Dil. Dili bu kadar geri niye atar bir şair veya yazar diyebilirsiniz. İlk dörtte sağlam durmayanın dilde de sağlam duramayacağını düşündüğüm için dili geriye attım. Yazılı veya sözlü olarak kullandığım dili oluşturan her şeyi önemserim, ama bu hayatın, ibadetin, sorumluluğun ve dostun önüne geçmez.
→ Şiir. Şairi aşan ilahi kaynaklı, sonu bilinmeyen, insanı acıtan ve sarsan bir oyun olduğu için şiiri önemsiyor ve ondan kopamıyorum.
→ Kitap. Dilimi çoğalttığı ve beni ilk üç maddeye bağladığı için, dünyadaki varoluşumu açıkladığı için Kitabı ve O kitabı açıklayan, beni ona doğru döndüren bütün kitapları önemsiyorum.
→ Kalem. Kendimi çoğalttığı, hayatı ve davayı kazanmamda kullandığım için kalemi önemsiyorum.
→ Dergi. Yazıyla olan bağımı ve heyecanımı diri tuttuğu için dergileri önemsiyorum.
→ Vefa. Bir şeye karşı bağlılığımı sağlam bir şekilde sürdürmemi sağladığı için vefayı önemsiyorum. Vefa, davaya, dosta, dile, şiire, kitaba… karşı olduğu zaman hayatım da edebiyatım da şiirim de sağlıklı ve huzurlu bir çizgide yürüyor.
Son beş yılda yayınlanan beş şiir kitabı, beş öykü kitabı, beş roman, beş deneme kitabı ismi söyler misiniz?
Beş şiir kitabı:
Su Burcu / Toplu Şiirler, Hüseyin Atlansoy
Ah Teslimiyet, Süleyman Çelik
Selim Erdoğan, Sis
Ateşte Yıkanmış Atlar, Âdem Turan
Anne Bak Geliyor Kara Tren, Bünyamin K.
Beş öykü kitabı
Avlunun Uğultusu, Fatma Şengil Süzer
Chef, Mustafa Kutlu
Çatı Katı, Nihan Kaya
Gönül Atölyesi, Şemsettin Yapar
Kalp Süvarileri, Münire Daniş
Beş Deneme kitabı
Cümle Kapısı, Nazan Bekiroğlu
Kovulmuşların Evi, Ali Ayçil
Merhamet, Kemal Sayar
Kalbin Sularında,
Bir Bahçe Düşü, Ali Çolak
Beş Roman
La, Nazan Bekiroğlu
Buğu, Nihan Kaya
Dağlar Devrildiğinde, Cengiz Aytmatov
Aliye, Fatma Karabıyık Barbarosoğlu
Cam ve Elmas, Sadık Yalsızuçanlar
Yazmadan yaşayabilir misiniz? Yazmasaydınız ne yapardınız?
Yılın yaklaşık altı ayında (nisan-eylül) neredeyse yazmam. Demek ki yaşanabiliyormuş. Ama bir ömür yazmadan duramayacağımı düşünüyorum. Yazı kendini yazdıran bir şeydir bende. Ve o şey kendini yazdırmaya devam ediyor. Eğer yazı illetine bulaşmamış olsaydım, hayatı yaşamak ve okumakla yetinirdim. Hayatı dışarıdan gözlemler ve bundan keyif alırdım. Gider Üsküdar"da, taksim"de… insanları seyreder, onların hikâyelerini ve neler düşündüklerini düşünürdüm. İnsanı seyretmeyi çok seviyorum.
Son olarak, Aynalar ve Renkler"de anlattığınız gençleri üniversiteye getirip bıraktınız. Onların mezun oldukları dönemlerini anlatacak mısın?
Anlatmayı çok istiyorum. Hatta başladım da. “Bütün Türküler Sarı” dedimdi adına da. Aynalar ve Renkler"deki kahramanların yurtdışına açılmasını ve oralardaki okullarda görev yapmasını düşledim. Onlar gitti belki de, ama dönüp bana hikâyelerini anlatmadıkları için ben yazmadım diyeyim. Onlarla bir gün oturup halleşmeye başlarsak Aynalar ve Renkler"in devamı gelir ve “Bütün Türküler Sarı” tamamlanır umarım.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Aynalar, Renkler Ve İçe Doğru Yolculuklar / Recep Şükrü Güngör (Kitap Zamanı) Aynalar Ve Renkler / Fatma Zehra (Dergah) Aynalar Ve Renkler / Cevat Akkanat (Kitap postası) Aynalar Ve Renkler / M. Said Türkoğlu (ardıç dergisi) Aynalar / Dr. İsmail Bozkurt-Ankara Yıldızlara Taş Atan Çocuğun Şiirleri / Ali Çolak (ikindiyazıları) Evren Yepyeni Bir Çiçektir: Mustafa Oğuz'un Çocuk Şiirleri / Asım Öz (Salıncak Postası) Beylerbeyi’ne Uğrayan Şairler – Yazarlar: Mustafa Oğuz / Nurettin Durman (Bir Nokta dergisi) Ateşteki Pervâne: Mustafa Oğuz / Âdem Turan (www.dunyabizim.com) Bir Şiir Kitabının Düşündürdüğü / Özcan Ünlü (Zaman gazetesi) Mustafa Oğuz’un Çocuk Şiirleri / Recep Şükrü Güngör (www.edebistan.com) “Güzel Ve İnce”, “Tarifsiz Gökyüzü”… / Cevat Akkanat (Milli Gazete) Röportajlar Şiir, Benim İçin Her Zaman Derin Bir Şaşırmadır. / Yitik Düşler Gurbetin Sıla Olduğu Yıllar / Âdem Turan (ardıç dergisi) Sözün Kapısında Nöbet Beklemek / Duyuş Ve Düşünüş dergisi Yazı Denen Nesne Südûr Ederken Bir Şekil Alır / Osman Alagöz (Kırkbaşak dergisi) Çocuk Edebiyatı, Çocuksuluğu Yaşayarak Ortaya Konan Bir Edebiyattır. / Mustafa Aldı (Ümran dergisi) Yazarlık Okulunun Tek Öğretmeni Yazarlar ve Onların Eserleridir / Mehmet Büyükşahin Yazmaya Yazıyı Öğrendiğim Gün Başladım / Nureddin Durman Küçük Şehirler Bana Bir Dinginlik Sağlamıştır / Yitik Düşler dergisi Mustafa Oğuz İle Rahmet Ve Esenlik Irmağı Üzerine Söyleşi / Yüsra Mesude (Burç FM) Mustafa Oğuz İle Hicret Resimleri Üzerine Söyleşi / Yüsra Mesude (Burç FM) Mustafa Oğuz İle Aynalar Ve Renkler Üzerine Söyleşi / Hasan Ahmet Gökçe (Burç FM) Mustafa Oğuz İle Aynalar Ve Renkler Üzerine Söyleşi / Hüseyin Akın (Özel FM)
Yazılar
Aynalardaki Renkler ve Leyla Adlı Bir Genç Kız / M. Said Türkoğlu (Yeni Şafak gazetesi)
Bulanlar, Ancak Arayanlardır / Zaman Gazetesi / Yeni Çıkanlar 2005
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Erdem bayazıt'ı rahmetle anıyoruz
2003’te bir şiir okuma yarışmasına jüri olarak davet edilmiştim ve aynı yarışmanın jürisinde Erdem Bayazıt da vardı. Nasıl da heyecanlanmış, sevinmiştim. Çok sevdiğim, şiirlerini ezberlediğim Davudî sesli şairle birlikte olacaktık. Kitaplığımdan şiir kitaplarını aradım. Sebeb Ey’in ilk baskısını buldum, ama nedense Risaleler’i bulamadım. Programdan önce kitabı uzattım elim titreyerek, heyecan içinde. Kendisinde Sebeb Ey’in olmadığını söyledi imzalarken. “Sayın
Erdem Bayazıt’ı Ümraniye Belediyesi’nde düzenlenen bir şiir gecesinde ikinci defa dinleme imkânına kavuştum. Program esnasında 6-7 yaşlarında bir çocuk sahneye çıktı ve şairin uzun bir şiiri olan “Sana, Bana, Vatanıma, Ülkemin İnsanlarına Dair”i ezbere okudu. Bir şair için ne büyük mutluluktu bu. Nitekim çocuk şiiri bitirdiğinde Erdem Bayazıt yerinden kalktı ve çocuğu alnından öptü. Öptüğü çocuk değil, şiiriydi bence. Bir şair kendi şiirini öpüyordu. Yazdığı şiir ete kemiğe bürünmüş ve karşısına çıkmıştı. “Hemen her şair, şiirlerinin ezberlenmesinden, dillerde dolaşmasından, yüksek sesle okunmasından mutluluk duyar; hatta bütün sanat türlerinde eser veren her sanatçı eserine karşı böylesine bir ilgi gösterilmesini bekler, bu ilgi sanatçıyı mutlu eder, verimliliğini artırır; mağlum olduğu üzre; marifet, iltifata tabidir. İşte her sanatçının beklediği bu ilgiyi Erdem Bayazıt, daha ilk şiirlerinden itibaren gördü ve bu mutluluğu yaşadı. Onun şiirleri ezberlendi, meydanlarda okundu, kartpostallara, afişlere, duvarlara... yazıldı. 1970`li yılların gençliği, duygularını ve düşüncelerini Erdem Bayazıt’ın şiirleriyle dile getirdi. İlk kitabıyla Erdem Bayazıt, daha 1970`li yıllarda ünlü bir şairdi.”[1]
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
ANİSA FİTRİA DEWİ, "ASRIN TÜRKÜSÜ"ADLI ŞİİRİMİZLE 6. ULUSLARARASI TÜRKÇE OLİMPİYATLARINDA 2. OLDU
6. Uluslararası Türkçe Olimpiyatları'nda değişik yarışmaların yayında şiir okuma yarışması da yapıldı. Şiir yarışmasında zirve şu şekilde oluştu: Arif Nihat Asya’nın Naat adlı şiiri ile Arnavutluk'tan Adeila Selimaj birinci oldu. İkinciliği ise
Yarışmanın ardından Asrın Türküsü adlı şiiri 2. olan
Şiiri Anisa’nın başarılı yorumuyla dinlemek isterseniz aşağıdaki linki tıklamanız yeterli.
http://www.samanyoluhaber.com/haber-103371.html
www.youtube.com/watch?v=7GzJQDVbx4U
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Yazı ve yazarlık kimileri için tutkulu bir sevda olarak yaşamaya devam ediyor. Bu iki sözcüğün âdeta büyüleyici bir gücü var. Günümüzde her ne kadar yazı ve yazar, toplumun ihtiyaçları içinde gerilere doğru ötelense de bu sevdayı içinde büyütenlerin sayısında azalma görülmüyor. Yazının kalıcılığının, yazıları iki kapak arasında tarihe havale etmenin cazibesi azalmıyor. Bu yolda yürümeye hevesli nice genç soluk dergilerin ve yayınevlerinin kapılarını aşındırmaya devam ediyor.
Bu yolu zamanla arşınlamış olanlar, yürüdükleri yolu aydınlatacak yazılar yazmaktan, kitap yayınlamaktan geri durmuyorlar. Yazabilmek (Mehmet Gedizli), Yazı Yazma Tekniği ve Yazı Örnekleri (Robert Shaw), Yazar Olmak İstiyorum (Ömer Sevinçgül), Yazar Olmak (Dorothea Brand), ... Ve Yazar Oldular (Olivier Rolin) bu kitaplardan bazıları.
Her ne kadar yazı mektebinin tek öğretmeni usta yazarlardır dense de gençlere yol-yordam gösterme adına yayınlanan kitaplardan sonuncusunu Said Türkoğlu kaleme aldı: Yazarlık Ağacı. Sütun yayınları arasından çıkan kitap yazarın ifadesiyle “yazmaya yeni başlayanlar için bir yüreklendirme ve teşvik düşüncesiyle kaleme alınmış.”
Yazarlık Ağacı, yazarın büyük kısmını Yitik Düşler dergisinde yayınladığı yazarlığın nasıl oluşturulacağını, adım adım gelişmelerini ve gelişmeleri takip sürecinde “neler”e dikkat edilmesi gerektiğini ortaya koyan bir kitap.
Kitap isimleri kitabın içeriği ve zenginliğine dair bir ipucudur bence. Yazıyla bir ağaç oluşturmaktan bahsediyor Türkoğlu, dolayısıyla. Bir ağacın nasıl ortaya çıktığını, nasıl dal budak saldığını, nasıl kimi zaman ter ü taze donandığını bilirsiniz. Uzun ince ve çileli bir yoldur ağacın yolculuğu. Aynı durum fazlasıyla yazarlık için de geçerlidir. Yazarlığın gerektirdiği bütün donanımlardan haberdar olmanın yanı sıra doğuştan gelen yeteneğe sahip olmak gerekir.
Bu safhadan sonra yazının ne olduğu konusuna gelip takılırsınız. Said Türkoğlu “Yazmak, bir insanlık ödevidir.” diyor ve ekliyor kitabın önsözünde: “Bu ödevin sorumluları da yazmaya karşı, iyi kötü bir yeteneğe ve coşkuya sahip olanlardır.
Başta ailemiz, sonra okuduğumuz okullar ve yaşadığımız toplum, bizim bu yeteneğimizi keşfedip sonra da bizi yönlendirmek, yetiştirmek, geliştirmek gibi aşamalarda elimizden tutmak sorumluluğundadırlar. Ama yaşadığımız dünyada insanı yeteneklerine, iç kaynaklarına göre yönlendirmek görevi bir bilinç olarak benimsenmiş değil.”
Yazarlığın matematiksel şartların yerine getirilmesiyle oluşacak bir durum olmadığına da temas ediyor Türkoğlu ve bu kitabın matematiksel bir formül sunmayacağını, zaten böyle bir durumun da söz konusu olmadığını ifade ediyor:[1]
“Bu kitap, yazar olma aşamalarını birazcık teknik; daha çok düşünce ve duygu boyutlarıyla ele almak için kaleme alındı; ama yazar olmak konusunda birtakım kestirme yollar sunmuyor, kısa yol formülleri önermiyor, bir anda yazarlık tahtına çıkaracak sihirli bir değnek vaadetmiyor; bütün yolu yordamı bir aspirin hapına sığdırma taahhüdünde bulunmuyor. Zaten adına “yazarlık” denilen ruh-gönül-fikir yolculuğunda hiçbir hazır formül işe yaramıyor. Yazar olmak, aklı başında bir okuma sürecine katlanmayı, durup uzun uzun kendi iç sesini dinlemeyi, bir fikir olgunluğu sergilemeyi, sabırlı olmayı, dünyanın gürültü patırtısından, eğlencesinden, her türlü bayağılığından, ayaküstü ilgilerinden uzak durmayı ve bütün varlıklara karşı daha duyarlı davranmayı gerekli kılıyor.”
Yazı yazmanın ve yazarlığın çileli bir yolculuk olduğuna değinmiştik. Yazı yoluna girip o yolda yetenekle azmin izdivaç etmesi gerektiği noktasında da şunları dillendiriyor Said Türkoğlu: “Bir insan, bütün teknik şartları yerine getirirse iyi bir yazar olabilir mi? Olamaz.
Bir insan, yazarlık yeteneğine sahipse ve sadece bu yeteneği sermaye edinerek iyi yazar olabilir mi? Olamaz.
Birincinin ikinciye ikincinin birinciye ihtiyacı vardır.
Birincisi olmadan içerik bakımından bir şeyler diyebilen, ama uygun bir kalıba dökülemediği için yarım yamalak diyebilen, derme çatma bir metinle karşı karşıyasınız.
İkincisi olmadan ise, düşündüğünüzü sağlam, eksiksiz; ama soğuk bir teknik yapıdan kurtaramamış bir metinle karış karşıyasınız.
Bu kitapta fazla somut, teknik bilgiler vermekten kaçınılmıştır. Zaten çok teknik bilgiler can sıkmaktan başka ne işe yarar?”
Kitabın içindekilere bir göz attığımız zaman içerik hakkında tatmin edecek bir fikre sahip oluyoruz hemen. “Okuma Bilinci, İç Tazyik, Duygunun Dili-Düşüncenin Dili, Dil İşçiliği, Yaşamın Sesini Dinlemek, Sabrın Acı Kasesinden Yudumlamayı Göze Almak, Kavramları Özümsemek, Anlamı Kuşatmak, İçindeki Gizin İzini Sürmek, Yazarlığını Kendi İçinde Tartmak, Duyarlı ve Uyanık Olmak, Güçlü Yazarların Çekim Alanından Kurtulmak, Ayağı Yere Basan Şeyler Yazmak, Yazmayı Bir Tutku Derecesinde Benimsemek, Yazmanın Bir İnsanlık Görevi Olduğunu Düşünmek…”
Kitap kendinden önce yazılan ve teorik verileri sıralayan kitaplardan hemen ayrılıyor. İşlediği konularda bir deneme tadı ve zevkini başarıyla taşıyan yazar, kitabının son kısmına yazı mektebinin ustaları Necip Fazıl Kısakürek, Ahmet Haşim, Cemil Meriç, Salah Birsel, Ali Çolak ve Nihat Dağlı’dan seçtiği örnek metinler eklemiş.
Ayrıca Türkoğlu, Gustave Flaubert’in Madam Bovary’de bir bölümü beş defa yazışını metinlerle birlikte vererek yazının nasıl oluştuğuna da işaret etmiş oluyor.
Yazı, dalından köküne kadar bir ağaçtır anlayışını ileri süren yazar, yazı ağacını oluşturmak isteyen gençler için yazarlığın ipuçlarını mütevazi ama aynı zamanda özgün bir tarzda ortaya koyuyor.
Yazılardan bir ağaç oluşturmaya azimli ve istekli gençler için önemli bir kitap Yazarlık Ağacı...
Ardıç Dergisi
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
1969 Erdemli - Limonlu doğumlu. 9 Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı mezunu. Fakülte yıllarında arkadaşlarıyla birlikte Kırkikindi Dergisini çıkardılar. İlkyazı ve şiirleri bu dergide yayınlandı. Gonca dergisinde ve Gonca Yayınlarında editör olarak görev yaptı. Yitik Düşler dergisi ekibinde bulundu. Yazı ve şiirleri, değişik gazetelerde; Kitap Zamanı, Hece, Yedi iklim, Dergâh, Kayıtlar, Kırkikindi, İkindiyazıları, Kardelen, Lamure, Ardıç, Bir Nokta, Yağmur, Sühan, Gonca, Ailem ve Yitik Düşler dergilerinde yayınlandı. Mart 2008’de yayına başlayan Kuşluk Vakti dergisinin yayınına öncülük etti, ediyor. İstanbul’da İstanbul’u yaşamayı sürdürüyor.
Yayınlanmış eserleri:
Gül Çağıran Çocuk, Kardelen Yay. İst. 1991
Şehrin Hâkimi, Gül Saati Yay. İst. 1992
Gül Şehir, Gonca Yay. İst. 2003
Ramazan Çiçeği, Gonca Yay. İst. 2004
Cennetlik Anne, Gonca Yay. İst. 2005
Aynalar ve Renkler, Kaynak Kitaplığı, İst. 2005
Hicret Resimleri, Kaynak Yayınları, İst. 2006
Rahmet ve Esenlik Irmağı, Kaynak Yayınları, İst. 2006
Bir Oruç Tuttum – Ramazan Günlüğü – Salıncak Yayınları, İst. 2006
Bilge Serçe, Salıncak Yayınları, İst. 2007
Güzel ve İnce, Salıncak Yayınları, İst. 2007
Tarifsiz Gökyüzü, Salıncak Yayınları, İst. 2007
Karıncanın Aşkı -İlahiname'den hikayeler, Nesil Yayınları, İst. 2009
http://www.kitappinari.com/tr/prdauthdet.php?ya=Mustafa%20Oğuz
http://www.kaynakyayinlari.com.tr/urun.php?ID=1425
http://www.kaynakyayinlari.com.tr/urun.php?ID=1740
http://www.kaynakyayinlari.com.tr/urun.php?ID=1826
http://www.kitapkaynagi.com/yazarlar.php?yazar=363
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Çok güzelsiniz gözlerinize bakıp size hayır diyemem
Kuşları alın gidin buradan hiç diyemem
Kuşlar sizinle güzel
Saçlarınızı savurduğu zaman rüzgâr güzel
Yalnız sizin ülkenizde geç kalır otobüsler
Oysa ben sizi beklerken sıkıldım diyemem
Yollar sizi beklerken daha bir güzel
Yollar sizi bizi taşıyan otobüslerle güzel
Durakta beklersiniz durak güzel
Biner gidersiniz bindiğiniz otobüs güzel
Soramam neye gider bindiğiniz otobüs
Sizi böyle uzaktan sevmek güzel
Siz olmasanız aşk olmasa
Aşk yakmasa bizi kışta yazda
Nasıl ısınır insanlığın kalbi
Nasıl bilir insanlar güzeli
Yansak yakılsak da aşk güzel
Aşk olunca yol da otobüs de durak da güzel
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı