MUSTAFA OĞUZ

Mayıs ayında yazdığım dergiler

6/5/2008 ·

Yazılarıma mayıs ayında yayınlanan dergilerden ulaşmak isteyenler için...

 

 

1. Hece dergisi, Ali Çolak'ın Deneme Yolculuğu

2. Yedi İklim, Osman Özbahçe ile söyleşi

3. Kuşluk Vakti, Menekşe (şiir)

4. Yağmur dergisi, Adı Hicret Olan Gidişler, Bir Yolcu Gibi (şiir, M. Cemil Erdem imzasıyla)

5. Sühan dergisi, Vedanın Acıtan Tadı

 

 

Yorum (0) Yorum yaz!

HAYATIN ŞİİRİ

16/4/2008 · Kategori: gunce

1Şubat 2008

 

 Düşmeyen insan kalkmayı nerden bilsin. Düşüp da kalkmayı dert etmeyenin düşüşle ne işi olabilir. İnsan odur ki düştüğünde kalkışa yol gösterenleri bilsin ve ona sımsıkı yapışsın. Hem düşmeyen insan yoktur. Varsa peygamberler vardır. Bizler insanız. Düşeriz, kalkarız, yürürüz, sonra yeniden düşeriz. Kara ile beyaz, acı ile sevinç, gece ile gündüz bu yüzdendir. Günahın karalığı sarıp kararttığında tövbenin beyazlığına sığınırız, başlar eğik gözler kan çanağı anlamında. Ve el açıp şöyle deriz şair gibi. “Bağışlanmamı dilerim / Sana zorsa yanmaya razıyım / Kolaysa affı esirgeme"

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

28/1/2008 · Kategori: gunce

 

Yaşadığımız hayat nereye gidiyor? Onca yaşanmışlığın ardından kalan ne? Neler değişiyor ve neleri değiştirebiliyoruz? Dün oradaydık, bugün buradayız. Yarın nerede olacağız? Dünyaya boşaltılmış çuvalların içinden çıkan ve düştüğümüz yerde yaşamak zorunda olan insanlar mıyız?

Ne kadar çok soru sorabiliyoruz? Hayal gemisine bindiğimizde ne kadar uç noktalara açılabiliyoruz öyle. Uyanıp kendimize geldiğimizde dizdeki romatizma, sırtımızdaki ağrı yakalayıveriyor bizi.

Dünyanın değiştiği, değişeceği yok. Güneş aynı, kuşlar aynı, gece gündüz aynı. Ömür elimizden kayıp gidiyor, yaşlanıyoruz. Dünyaya ve zamana bakışımız değişiyor. Bu değişme ile bir şeyler oluyoruz. “Baba” oluyoruz. “Yazar” oluyoruz.  “Dede” oluyoruz. Gözlerimizin altında halkalar oluşuyor. Yürürken aheste yürüyoruz. Emek verdiğimiz işler çoğalıyor, esere dönüşüyor. Kaybolan ve kaçıp giden zamandan kalan e esercikleri tutup okşuyoruz. Üstüne imza atıyoruz. Zamana imza antmış oluyoruz esasen.

Zaman değişmiyor, biz değişiyoruz. Babamızın eli kalem tutmamıştı. Biz kalem tutuyoruz. Çocuklarımızın eli kalem tutmuyor, klavye tutuyor. Merak ediyorum onların çocuklarının elleri ne tutacak diye. Teknoloji torunlarımıza neler sunacak? Torunlarımız zamanın ötesine kendilerinden neler taşıyacak?

Ah sorular, cevapsız sorular… İç içe sorular… Cevabını bilmediğimiz, kendimizce cevap aradığımız sorular. Soruların dili ve insan… Benim bu meşguliyetim ve bir de babam… Ah babam! Ah hayat!

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

NE ÇOK ACI VAR

12/1/2008 · Kategori: Deneme

Ne çok acı var yaşamda.

Ve bizler ne kadar çok kaçıyoruz acılardan. Şapkamızın altına, paltomuzun içine saklanıyoruz. Perdelerimizle, kapılarımızla, yalncı gülümsemelerimizle saklıyoruz acıları.

Acılar gün gün büyüyor. Acılar kendini büyütüyor ve sarıp sarmalıyor dünyayı. Geceyi ikyiye bölüyor bir acı. Kimi zaman bir hastane koridorunda kimi zaman bir sokak ortasında. Kana bulanıyor ve kanla sulanıyor acı. Bizler yorganımızı başımızı çekip yanıbaşımızdaki acıyı görmezden gelerek yaşıyoruz.

Gecenin orta yerinde uyanıveriyorum. Ölüm yanıbaşımda.

Acılar kuşatmış oluyor dünyamızı. Bizler suskunluk ve sağırlık denizindeyiz.

"Dünyanın onca derdi ve acısı varken nasıl uyuyabiliyorsun?" diye soran filozofun yanında insanlığımızdan ne kadar uzağız.

Evet ölümü yanıbaşımızda konuk edip sağırlığımıza ve duyarsızlığımıza bürünerek sığınıyoruz yorgana.

 

"Uyku, katillerin bile çeşmesi;
Yorgan, Allahsıza kadar sığınak.
Teselli pınarı, sabır memesi;
Size şerbet, bana kum dolu çanka."

                                    Necip Fazıl

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Hayat Acısı

14/12/2007 ·

Hayat kimi zaman acıtıyor. Kolumuz acıyor, belimiz acıyor. En çok da kalbimiz...
Sağlığımızı kaybettiğimiz anda anlayıveriyoruz sağlığın değerini. Oturmak, kalkmak, yürümek ne kadar büyük bir zenginlikmiş. Hatta ayakta dik durmak...
Bunların kıymetini durup dururken anlamıyoruz da kaybedinde anlıyoruz.
Sağlığı her şeyi verdiği gibi veren Rabbimizi unutuyoruz. Kaybedince hatırladığımız ilk şey de Rabbimiz oluyor.
O'nun izni ve iradesi olmadan bir adım atmaya gücümüz yetmediğini görüyoruz.
Sonra dua etmeye başlıyoruz: rabbim sağlık ihsan eyle...

Bir bela bin nasihatten iyidir, derler ya. Elhak doğrudur.

Sağlık sorunları yaşadığım birkaç günde bunu daha iyi anladım.

Rabbim bu sorgulama sürecini bana yaşattı. Bu şekilde beni ikaz etti.

Şükrediyorum sana Rabbim, Sana dönüp Senden istemeyi biliyorum.

Bu da büyük bir zenginlik değil midir?


Yorum (0) Yorum yaz!

Bedel

15/11/2007 ·




Yaşamaya devam ediyorum.
Yaşamanın her gün bir bedeli var.
Sevmek, kızmak, yorulmak, öfkelenmek ve susmak...
Daha da sırlanabilir bu.
Kimi zaman kalbimiz acır, kimi zaman bir kalbi acıtıtız.
Kimi zaman şiir gibidir zaman, kimi zamansa zehir gibi.
Her zaman zehir veya şiir gibi olsa tek düze olurdu yaşam.
Yaşamın renkliliği bu zehir ve şiir gibi oluşların arasında gidip gelmesinde işte.
Evet yaşıyoruz. Dilimiz de bizimle yaşıyor. O da bizimle eskiyor. Önceleri dili kullanarak yazdıklarımız eski olduğuna göre dilimiz de eskiyor demektir.
Dağarcığımızda sözcükler de eskiyor ve zamanla tedavülden kalkıyor.

O zaman yeni sözcükler bulmak lazım cancağızım, yepyeni sözcükler...

mustafaoguz33@gmail.com
15 Kasım 2007

Yorum (0) Yorum yaz!

Kitap eleştiri

23/7/2007 · Kategori: Elestiri_Tanitim yazilari

SÖZ FİDANLIĞINDAN YAZARLIK AĞACINA YAZI YOLCULUĞU

 

 

Yazı ve yazarlık kimileri için tutkulu bir sevda olarak yaşamaya devam ediyor. Bu iki sözcüğün âdeta büyüleyici bir gücü var. Günümüzde her ne kadar yazı ve yazar, toplumun ihtiyaçları içinde gerilere doğru ötelense de bu sevdayı içinde büyütenlerin sayısında azalma görülmüyor. Yazının kalıcılığının, yazıları iki kapak arasında tarihe havale etmenin cazibesi azalmıyor. Bu yolda yürümeye hevesli nice genç soluk dergilerin ve yayınevlerinin kapılarını aşındırmaya devam ediyor.

Bu yolu zamanla arşınlamış olanlar, yürüdükleri yolu aydınlatacak yazılar yazmaktan, kitap yayınlamaktan geri durmuyorlar. Yazabilmek (Mehmet Gedizli), Yazı Yazma Tekniği ve Yazı Örnekleri (Robert Shaw), Yazar Olmak İstiyorum (Ömer Sevinçgül), Yazar Olmak (Dorothea Brand), ... Ve Yazar Oldular (Olivier Rolin) bu kitaplardan bazıları.

Her ne kadar yazı mektebinin tek öğretmeni usta yazarlardır dense de gençlere yol-yordam gösterme adına yayınlanan kitaplardan sonuncusunu Said Türkoğlu kaleme aldı: Yazarlık Ağacı. Sütun yayınları arasından çıkan kitap yazarın ifadesiyle “yazmaya yeni başlayanlar için bir yüreklendirme ve teşvik düşüncesiyle kaleme alınmış.”

Yazarlık Ağacı, yazarın büyük kısmını Yitik Düşler dergisinde yayınladığı yazarlığın nasıl oluşturulacağını, adım adım gelişmelerini ve gelişmeleri takip sürecinde “neler”e dikkat edilmesi gerektiğini ortaya koyan bir kitap.

Kitap isimleri kitabın içeriği ve zenginliğine dair bir ipucudur bence. Yazıyla bir ağaç oluşturmaktan bahsediyor Türkoğlu, dolayısıyla. Bir ağacın nasıl ortaya çıktığını, nasıl dal budak saldığını, nasıl kimi zaman ter ü taze donandığını bilirsiniz. Uzun ince ve çileli bir yoldur ağacın yolculuğu. Aynı durum fazlasıyla yazarlık için de geçerlidir. Yazarlığın gerektirdiği bütün donanımlardan haberdar olmanın yanı sıra doğuştan gelen yeteneğe sahip olmak gerekir.

Bu safhadan sonra yazının ne olduğu konusuna gelip takılırsınız. Said Türkoğlu “Yazmak, bir insanlık ödevidir.” diyor ve ekliyor kitabın önsözünde: “Bu ödevin sorumluları da yazmaya karşı, iyi kötü bir yeteneğe ve coşkuya sahip olanlardır.

Başta ailemiz, sonra okuduğumuz okullar ve yaşadığımız toplum, bizim bu yeteneğimizi keşfedip sonra da bizi yönlendirmek, yetiştirmek, geliştirmek gibi aşamalarda elimizden tutmak sorumluluğundadırlar. Ama yaşadığımız dünyada insanı yeteneklerine, iç kaynaklarına göre yönlendirmek görevi bir bilinç olarak benimsenmiş değil.”

Yazarlığın matematiksel şartların yerine getirilmesiyle oluşacak bir durum olmadığına da temas ediyor Türkoğlu ve bu kitabın matematiksel bir formül sunmayacağını, zaten böyle bir durumun da söz konusu olmadığını ifade ediyor:[1]

“Bu kitap, yazar olma aşamalarını birazcık teknik; daha çok düşünce ve duygu boyutlarıyla ele almak için kaleme alındı; ama yazar olmak konusunda birtakım kestirme yollar sunmuyor, kısa yol formülleri önermiyor, bir anda yazarlık tahtına çıkaracak sihirli bir değnek vaadetmiyor; bütün yolu yordamı bir aspirin hapına sığdırma taahhüdünde bulunmuyor. Zaten adına “yazarlık” denilen ruh-gönül-fikir yolculuğunda hiçbir hazır formül işe yaramıyor. Yazar olmak, aklı başında bir okuma sürecine katlanmayı, durup uzun uzun kendi iç sesini dinlemeyi, bir fikir olgunluğu sergilemeyi, sabırlı olmayı, dünyanın gürültü patırtısından, eğlencesinden, her türlü bayağılığından, ayaküstü ilgilerinden uzak durmayı ve bütün varlıklara karşı daha duyarlı davranmayı gerekli kılıyor.”

Yazı yazmanın ve yazarlığın çileli bir yolculuk olduğuna değinmiştik. Yazı yoluna girip o yolda yetenekle azmin izdivaç etmesi gerektiği noktasında da şunları dillendiriyor Said Türkoğlu: “Bir insan, bütün teknik şartları yerine getirirse iyi bir yazar olabilir mi? Olamaz.

Bir insan, yazarlık yeteneğine sahipse ve sadece bu yeteneği sermaye edinerek iyi yazar olabilir mi? Olamaz.

Birincinin ikinciye ikincinin birinciye ihtiyacı vardır.

Birincisi olmadan içerik bakımından bir şeyler diyebilen, ama uygun bir kalıba dökülemediği için yarım yamalak diyebilen, derme çatma bir metinle karşı karşıyasınız.

İkincisi olmadan ise, düşündüğünüzü sağlam, eksiksiz; ama soğuk bir teknik yapıdan kurtaramamış bir metinle karış karşıyasınız.

Bu kitapta fazla somut, teknik bilgiler vermekten kaçınılmıştır. Zaten çok teknik bilgiler can sıkmaktan başka ne işe yarar?”

Kitabın içindekilere bir göz attığımız zaman içerik hakkında tatmin edecek bir fikre sahip oluyoruz hemen. “Okuma Bilinci, İç Tazyik, Duygunun Dili-Düşüncenin Dili, Dil İşçiliği, Yaşamın Sesini Dinlemek, Sabrın Acı Kasesinden Yudumlamayı Göze Almak, Kavramları Özümsemek, Anlamı Kuşatmak, İçindeki Gizin İzini Sürmek, Yazarlığını Kendi İçinde Tartmak, Duyarlı ve Uyanık Olmak, Güçlü Yazarların Çekim Alanından Kurtulmak, Ayağı Yere Basan Şeyler Yazmak, Yazmayı Bir Tutku Derecesinde Benimsemek, Yazmanın Bir İnsanlık Görevi Olduğunu Düşünmek…”

Kitap kendinden önce yazılan ve teorik verileri sıralayan kitaplardan hemen ayrılıyor. İşlediği konularda bir deneme tadı ve zevkini başarıyla taşıyan yazar, kitabının son kısmına yazı mektebinin ustaları Necip Fazıl Kısakürek, Ahmet Haşim, Cemil Meriç, Salah Birsel, Ali Çolak ve Nihat Dağlı’dan seçtiği örnek metinler eklemiş.

Ayrıca Türkoğlu, Gustave Flaubert’in Madam Bovary’de bir bölümü beş defa yazışını metinlerle birlikte vererek yazının nasıl oluştuğuna da işaret etmiş oluyor.

Yazı, dalından köküne kadar bir ağaçtır anlayışını ileri süren yazar, yazı ağacını oluşturmak isteyen gençler için yazarlığın ipuçlarını mütevazi ama aynı zamanda özgün bir tarzda ortaya koyuyor.
Yazılardan bir ağaç oluşturmaya azimli ve istekli gençler için önemli bir kitap Yazarlık Ağacı...

 

 

Ardıç Dergisi

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

MUSTAFA OĞUZ

17/7/2007 · Kategori: biyografim

  

1969 Erdemli - Limonlu doğumlu. 9 Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı mezunu. Fakülte yıllarında arkadaşlarıyla birlikte Kırkikindi Dergisini çıkardı. İlkyazı ve şiirleri bu dergide yayınlandı. Yurtiçinde ve dışında eğitimci olarak görev yaptı. 2002’de Gonca dergisi yayın ekibine katıldı ve editör olarak görev yaptı. Yitik Düşler dergisi ekibinde yer aldı. Yazı ve şiirleri, Zaman Gazetesi ile Kitap Zamanı, Hece, Yedi iklim, Dergâh, Kayıtlar, Kırkikindi, İkindiyazıları, Kardelen, Lamure, Ardıç, Ayvakti, Dergibi, Martı, Bir Nokta, Kitap Postası, Yağmur, Sühan, Gonca, Ailem ve Yitik Düşler dergilerinde yayınlandı.

 

mustafaoguz33@gmail.com

Yayınlanmış eserleri:

Gül Çağıran Çocuk, Kardelen Yay. İst. 1991

Şehrin Hâkimi, Gül Saati Yay. İst. 1992

Gül Şehir, Gonca Yay. İst. 2003

Ramazan Çiçeği, Gonca Yay. İst. 2004

Cennetlik Anne, Gonca Yay. İst. 2005

Aynalar ve Renkler, Kaynak Kitaplığı, İst. 2005

Hicret Resimleri, Kaynak Yayınları, İst. 2006

Rahmet ve Esenlik Irmağı, Kaynak Yayınları, İst. 2006

Bir Oruç Tuttum – Ramazan Günlüğü – Salıncak Yayınları, İst. 2006

Bilge Serçe,  Salıncak Yayınları, İst. 2007

Tarifsiz Gökyüzü, Salıncak Yayınları, İst. 2007

Güzel ve İnce, Salıncak Yayınları, İst. 2007

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

GÜZEL

10/7/2007 · Kategori: Siir

 

  

Çok güzelsiniz gözlerinize bakıp size hayır diyemem

Kuşları alın gidin buradan hiç diyemem

Kuşlar sizinle güzel

Saçlarınızı savurduğu zaman rüzgâr güzel

  

Yalnız sizin ülkenizde geç kalır otobüsler

Oysa ben sizi beklerken sıkıldım diyemem

Yollar sizi beklerken daha bir güzel

Yollar sizi bizi taşıyan otobüslerle güzel

 

Durakta beklersiniz durak güzel

Biner gidersiniz bindiğiniz otobüs güzel

Soramam neye gider bindiğiniz otobüs

Sizi böyle uzaktan sevmek güzel

 

Siz olmasanız aşk olmasa

Aşk yakmasa bizi kışta yazda

Nasıl ısınır insanlığın kalbi

Nasıl bilir insanlar güzeli

 

Yansak yakılsak da aşk güzel

Aşk olunca yol da otobüs de durak da güzel

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Bir İçimlik Su

18/6/2007 · Kategori: Siir

 

 

 

 

Sen bukleli saçlarınla kelebekler şâhı

Ben yedi ay günyüzü görmemiş karanlık çocuğu

 

Kumlara sarınıp geceyi dinlerim

Fısıltılarla sırra boğar geceyi dalga

Gider karanlığın sonunda aşka doğarım

Kopar içimde bambaşka bir fırtına

 

Aynaya bak ve ruhuna dön

Gecenin içinde denizi okuyan kız

Çocuk masallarında yer yoktur asla aşka

Ve sabahın şiirini hiç söylemedi kuşlar

Soyunursan kanatlarını bir kız olursun

Ve yanık mektuplarla süslenir bakışların

 

İçine, uğultulu ormana

Hayata dair akan o iksirli ırmak

Utandırır bakışlarımı gün batar

Döner döner dönerim

Kül rengi bulutlara

Ey mavi deniz andacım sırdaşım

Çoban yıldızım: bir içimlik su

 

 

Bir Nokta dergisi Haziran 2007

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »